Anadolu Türkçesinin ilk yazılı örneklerinden manzum dini hikayelere bir örnek: Hikayet-i Rabbal
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
“Manzum dışı hikâyeler”, Anadolu sahasında gelişmeye başlayan Türk yazı dilinin en erken örnekleri arasında yer alır. İlk örnekleri XIII. yüzyıla uzanan bu hikâyeler özellikle XIV. ve XV. yüzyıllarda mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış, halkın dinî bilgilerini artırmak ve İslami yaşam tarzını öğretmek amacıyla yazılmış didaktik eserlerdir. Bu nedenle İslam kültürünün etkisiyle oluşan dini edebiyat içerisinde değerlendirilirler. Kaynaklarını Kur’an kıssaları, İslam tarihi, kısas-ı enbiya, evliya menkıbeleri, tefsir, hadis ve siyer gibi temel İslami metinlerden alan bu manzum hikâyeler; meddah, kıssahan ve fakih gibi kişiler tarafından telif, tercüme veya adaptasyon yoluyla oluşturulmuştur. Sade bir dille yazılmaları, halka açık toplantılarda okunmaları ve sıkça istinsah edilmeleri, bu metinlerin Eski Anadolu Türkçesinin özelliklerini taşımalarını sağlamıştır. Hazreti Muhammed’in mucizelerini ve İslam büyüklerinin başından geçen olayları konu alan bu türün bilinen örnekleri arasında Kesikbaş, Ejderha, Güvercin, Hatun, Geyik, İbrahim Ethem, Veysel Karani hikâyeleri ile Hazreti Ali ve Muhammed Hanefi cenknâmeleri yer alır. Bu tür metinler çoğunlukla çeşitli mecmualar içinde bir araya getirilmiştir. Kütüphanelerde birkaç manzum dini hikâyenin bir araya toplandığı çok sayıda mecmua bulunmaktadır. Bu mecmua örneklerinden biri de Makedonya Millî Kütüphanesi’nde (National and University Library – St. Clement of Ohrid) MST II/436 arşiv numarasıyla kayıtlıdır. İstinsah tarihi 1265 olan bu mecmuada beş manzum dini hikâye yer almaktadır. Mecmuanın 52a–60a yaprakları arasında ise “Hâzâ Hikâyet-i Habbâl ve bihi nesteîn” başlıklı bir manzum dini hikâye bulunmaktadır. Bugüne kadar tespit edilmemiş ve üzerine herhangi bir akademik çalışma yapılmamış olan Hikâyet-i Habbâl, Hz. İsa’nın bir ölü ile konuşması temasından dolayı “Cümcüme Sultan / Cümcümenâme” ile benzerlik gösterse de içerik bakımından ondan tamamen farklıdır. Bu eserde ölüm anı ve ölümden sonraki kabir halleri, “Habbâl” adlı kişi tarafından Hz. İsa’ya ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Bu çalışmada, şimdiye kadar bilim dünyasına tanıtılmamış olan Hikâyet-i Habbâl, “Cümcüme Sultan” hikâyesiyle karşılaştırmalı olarak ele alınacak; metnin içeriği ayrıntılı biçimde incelenecek ve dönemin sosyal-kültürel yapısı ışığında işlevsel açıdan değerlendirilecektir.












