Balıkesir Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Balıkesir, Balıkesir Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
20. Yüzyıldan günümüze gölgenin bir anlatım biçimi olarak sanatta kullanımı
(Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Görker, Batuhan; Aldoğan, Altay
Gölge, sanat tarihinde uzun süre ışıkla birlikte ele alınan biçimsel bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Ancak modern ve çağdaş sanatla birlikte gölge, yalnızca nesnenin fiziksel bir sonucu olmanın ötesine geçmiş; anlam, atmosfer ve anlatım üretiminde etkili bir unsur hâline gelmiştir. Sanatçılar gölgeyi kimi zaman psikolojik gerilim yaratmak, kimi zaman mekânı dönüştürmek, kimi zaman da varlık, yokluk ve bilinçdışı gibi kavramları görünür kılmak amacıyla kullanmıştır. Bu yönüyle gölge, modern ve çağdaş sanat yapıtlarında anlatımı güçlendiren önemli bir ifade aracı olarak değerlendirilebilir. Bu çalışma, 20. yüzyıldan günümüze sanatta gölgenin bir anlatım biçimi olarak kullanımını incelemektedir. Çalışmada gölge kavramı, felsefi, psikolojik ve sanatsal yönleriyle ele alınmış; modern ve çağdaş sanat yapıtlarında üstlendiği anlatımsal işlevler değerlendirilmiştir. Kuramsal çerçevede Platon, Heidegger, Sartre, Freud ve Jung’un görüşlerinden yararlanılmış; Francis Bacon, Giorgio de Chirico, René Magritte, Edward Hopper, Harald Slott-Møller ve Pablo Picasso gibi sanatçıların eserleri incelenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, gölgenin sanatta yalnızca ışık-gölge ilişkisine bağlı biçimsel bir unsur olmadığı; aynı zamanda anlam üretiminde etkili, çok katmanlı bir anlatım aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sanat tarihi, felsefe ve psikoloji gibi disiplinlerden yararlanılarak yapılan bu çalışmanın, gölge kavramının sanatta yalnızca biçimsel bir ışık-gölge ilişkisi olarak değil, çok katmanlı bir anlatım aracı olarak değerlendirilmesine katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda çalışma, modern ve çağdaş sanat yapıtlarında gölgenin üstlendiği anlatımsal işlevleri görünür kılarak, gölge kavramının sanat alanındaki anlam üretme biçimlerine ilişkin bir değerlendirme sunmaktadır.
Primipar gebelerin beden imajı algısının doğum tutumu ve doğum tercihlerine etkisinin incelenmesi
(Balıkesir Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Ucuzova, Meltem; Çevik, Esra
Bu araştırma, primipar gebelerin beden imajı algısının doğum tutumu ve doğum tercihlerine etkisini incelenmek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma, kesitsel tipte bir çalışma olup Şubat – Nisan 2026 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin Kadın Doğum Acil Servisi ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’ne başvuran 357 gebeler ile yürütülmüştür. Araştırma verileri; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelikte Beden İmaj Algısı Ölçeği (GBİAÖ)ve Doğum Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 26.04±4.61 olup, %69.7’si vajinal doğumu tercih etmektedir. GBİAÖ puan ortalaması 43.09±11.58, Doğum Tutum Ölçeği puan ortalaması ise 41.59±10.76 olarak bulunmuştur. Doğum tutum puanlarının eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi ve gebelikte alınan kilolara ilişkin endişe durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). GBİAÖ puan ortalamalarının gelir düzeyi, gebelikte alınan kilolarla ilgili endişe durumu ile eşin ve sosyal çevrenin beden değişikliklerine yönelik tepkilerinden etkilenme durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Gebelikte alınan kilolara ilişkin endişe düzeyi arttıkça beden imajı memnuniyetsizliği ve doğuma ilişkin olumsuz tutum puanlarının arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Lojistik regresyon analizinde gebelikte beden imajı algısı, alt boyutları ve doğum tutumunun doğum tercihini anlamlı düzeyde yordamadığı saptanmıştır. Gebelerin orta düzeyde, beden imajı memnuniyetsizliği ve doğuma yönelik kaygı yaşadığı bulunmuştur. Gebelikte kilo alma endişesinin beden imajı algısı ve doğum tutumu ile ilişkili bulunması nedeniyle, antenatal bakım sürecinde gebelerin bu konudaki endişelerinin değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Beden algısı, doğum tercihi, doğum tutumu, gebelik.
Öğretmen adaylarının eğitim programı okuryazarlık ile mesleki yeterlilik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
(Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Babacan, Yaşar; Tezci. Erdoğan
Eğitim programlarının sınıfta etkili şekilde uygulanabilmesi, öğretmenlerin programı sadece bilmesine değil, aynı zamanda doğru yorumlayıp uygulayabilmesine bağlıdır. Bu nedenle program okuryazarlığı ile mesleki yeterliliğin ilişkisinin değerlendirilmesi önemli görülmüştür. Araştırma, nicel araştırma yaklaşımına uygun olarak betimsel tarama modeliyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini, 20252026 eğitim-öğretim yılında bir devlet üniversitesinde öğrenim gören 417 öğretmen adayı oluşturmuştur. Katılımcılar kolayda örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Eğitim Programı Okuryazarlığı Ölçeği (EPOÖ) ve Öğretmen Adayları Meslek Yeterlilik Ölçeği (ÖAMYÖ) kullanılarak toplanmıştır. Analizlerde betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t testi, varyans analizi, korelasyon analizi, doğrulayıcı faktör analizi ve yol analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmen adaylarının eğitim programı okuryazarlığı (EPO) düzeyleri yüksektir. Program okuryazarlığı puanları cinsiyet ve bilim alanına göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Ancak sınıf düzeyine göre farklılıklar mevcuttur. Mesleki yeterlilik açısından öğretmen adaylarının kendilerini genel olarak yeterli gördükleri belirlenmiştir. Ayrıca program okuryazarlığı ile mesleki yeterlilik arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Yol analizi sonuçları, program okuryazarlığının okuma ve yazma boyutlarının mesleki yeterliliğin alt boyutlarını anlamlı biçimde yordadığını göstermiştir. Elde edilen bulgular, öğretmen adaylarının programı anlama, yorumlama ve uygulama becerilerinin mesleki yeterlilik algılarını güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme programlarında program okuryazarlığını geliştiren ders ve uygulamalara daha fazla yer verilmesinin yararlı olacağı ve çalışmanın öğretmen yetiştirme sürecine ilişkin alan yazına katkı sunacağı düşünülmektedir.
Ardıçtepe Barajı Havzası’nda (İvrindi-Balıkesir) karşılaştırmalı erozyon risk analizi
(Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Sarıduran, Ayşe; Soykan, Abdullah
Erozyon, doğal kaynakların sürdürülebilirliği ve baraj havzalarının işletme ömrü açısından önemli çevresel sorunlardan biridir. Bu çalışmada, Balıkesir ili İvrindi ilçesinde yer alan Ardıçtepe Barajı Havzası’nın erozyon tehlikesi, zarar görebilirliği ve erozyon riski Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Araştırmada erozyon tehlikesinin belirlenmesinde MPSIAC ve RUSLE modelleri karşılaştırmalı olarak uygulanmış; arazi çalışmaları, erozyon çubukları, laboratuvar analizleri, uzaktan algılama verileri, sayısal yükseklik modeli ve çok zamanlı batimetrik ölçümlerden yararlanılmıştır. Elde edilen tehlike haritaları zarar görebilirlik analizi ile bütünleştirilerek erozyon risk haritaları oluşturulmuş ve model sonuçları sediment verimi ile rezervuar ömrü açısından karşılaştırılmıştır. Bulgular, her iki modelin yüksek riskli alanları benzer topoğrafik koşullarda belirlemesine karşın, MPSIAC modelinin orta ve yüksek risk sınıflarını daha geniş alanlarda tanımladığını göstermiştir. MPSIAC modeline göre yıllık sediment verimi 117.651 ton, RUSLE modeline göre ise SİO (Sediment İletim Oranı) yaklaşımıyla 14.820,48 ton olarak hesaplanmıştır. Batimetrik analizler Ardıçtepe Barajı’nın tahmini fonksiyonel ömrünü 54 yıl olarak ortaya koyarken, MPSIAC modeli 45 yıl, RUSLE modeli ise 355 yıl öngörmüştür. Bu sonuçlar, MPSIAC modelinin batimetrik verilere daha yakın sonuçlar üreterek havzadaki sediment üretim süreçlerini daha gerçekçi temsil ettiğini göstermektedir.
Baskıresim bağlamında tarot kartlarının ikonografik ve teknik analizi
(Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Ertürk, Sevdanur; Türkmen, Elif Feyza
Bu araştırmada tarot kartları, yaygın biçimde ilişkilendirildikleri kehanet ve ezoterik yorum alanlarının dışında, baskıresim disiplini bağlamında incelenmiştir. Çalışmanın amacı, tarihsel tarot üretimlerinde kullanılan baskı tekniklerinin kartların çizgisel ve biçimsel yapısı, ikonografik düzeni ve görsel anlatım dili üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda gravür geleneğini temsil eden Sola Busca Tarotu, ahşap baskı ve ikonografik standartlaşma ilişkisi bakımından Marseille geleneği ile yerel üretim farklılıklarını görünür kılan Venedik/Lombardiya/Piyemonte kart grubu karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Araştırma, nitel yaklaşım doğrultusunda yapılandırılmış; doküman incelemesi ve karşılaştırmalı analiz yöntemlerinden yararlanılmıştır. Müze koleksiyonları, dijital arşivler ve ilgili literatürden elde edilen yazılı ve görsel veriler; teknik, biçimsel ve ikonografik ölçütler çerçevesinde incelenmiştir. Analizde baskı tekniği, çizginin niteliği, tarama ve tonlama biçimi, yüzey düzeni, renk uygulaması, kompozisyon, figür anlayışı ve ikonografik süreklilik dikkate alınmıştır. Araştırma bulguları, baskı tekniklerinin kartlarda yalnızca çoğaltma işlevi görmediğini; görsel yapıyı biçimlendiren etkenlerden biri olduğunu göstermiştir. Sola Busca örneklerinde gravür, ince çizgi, paralel ve çapraz tarama, ton çeşitliliği ve hacim etkisini desteklemiştir. Marseille geleneğinde ahşap baskı, güçlü konturlar, sadeleştirilmiş yüzeyler ve kolay tekrarlanabilen figür şemalarıyla ikonografik okunabilirliğe katkı sağlamıştır. Venedik/Lombardiya/Piyemonte kart grubunda ise ahşap baskıya dayalı ortak yapı, renk uygulamaları, çizgi farklılıkları ve atölye müdahaleleriyle yerel çeşitlenmeler göstermiştir. Uygulama bölümünde Majör Arkana’dan seçilen on iki kart ile Minör Arkana’ya ait dört As kartı, serigrafi, linol ve Tetrapak baskı teknikleriyle üretilmiştir. Serigrafi kontrollü renk alanları ve grafik açıklık; linol baskı güçlü leke, oyma izi ve açık-koyu karşıtlığı; Tetrapak baskı ise kırıklı çizgi, levha tonu ve değişken yüzey dokusu oluşturmuştur. Dört As kartında yüksek baskıyı çağrıştıran çizgisel görünümün serigrafi şablonuyla aktarılması, farklı baskı dillerine ait özelliklerin çağdaş bir uygulama içinde yeniden kurulabileceğini göstermiştir. Sonuç olarak çalışma, tarot ikonografisinin yalnızca sembolik gelenek üzerinden değil; baskı tekniği, malzeme, atölye pratiği, çoğaltma koşulları ve sanatçı tercihleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Tarihsel inceleme ile özgün baskıresim uygulamalarını bir araya getiren araştırma, tarot kartlarının çoğaltılabilir görsel nesneler olarak incelenmesine ve baskıresim alanındaki disiplinler arası çalışmalara katkı sunmaktadır.




















