Balıkesir Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Balıkesir, Balıkesir Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.



 

Güncel Gönderiler

Öğe
Kültür Devrimi’nin Çin kamu yönetimi üzerindeki yapısal etkileri
(Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Albayrak, Emre; Bozatay, Şeniz Anbarlı
1966-1976 yılları arasında yaşanan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin Çin kamu yönetimi özelinde bugünkü konumu üzerindeki yapısal etkileri incelenmektedir. Çin’in son dönemde ekonomik ve teknolojik alanda kaydettiği yükseliş kamuoyunun ilgisini çekmekle birlikte, bu yükselişin arkasındaki siyasal sistem ve tarihsel arka plan yeterince tanınmamaktadır. Batı yazınında Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne ilişkin çalışmalar görece geniş bir yer tutarken, Türkçe yazında bu konuya odaklanan araştırmalar sınırlı kalmıştır. Tezde uzun vadeli (longue durée) zaman ölçeği ile geriye dönük (post festum) bir analiz çerçevesi benimsenmiş, diyalektik yöntem izlenerek Sovyet tipi merkeziyetçi U-Form yapının (tez), Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin katkısıyla ademimerkeziyetçi bir M-Form yönetim yapısına (sentez) evrildiği ileri sürülmektedir. Bulgular kısmında öncelikle bu devrime zemin hazırlayan süreçler ortaya konmuş, ardından bürokratikleşen kurumsal hafızayı sıfırlayan (tabula rasa) durumun eşlik ettiği geçiş, dönüşüm mekanizmaları üzerinden değerlendirilmiştir. Tez, Çin’in XXI. yüzyılda ulaştığı konumu; küresel ölçekte rekabetçi KİT’ler, jeopolitik dengeler ve Xi dönemi çerçevesinde tartışmakta; bulgular SSCB ve Türk devrimleri ile karşılaştırılmaktadır. Türkiye ve SSCB’nin, Çin ile benzer bir merkeziyetçi bürokratik mirası paylaşmalarına rağmen mutlakiyetçi bürokrasiyi devrimle tasfiye girişimleri süreklilik kazanamadığından Çin’deki gibi kalıcı kopuşa dönüşememiştir. Çin’de altyapıdaki dönüşüme üstyapıdaki devrimlerin eşlik etmesi ile kitle seferberliklerinin bu sürece katkı sunmuş olabileceği değerlendirilmekte, tezin hâkim liberal-ortodoks yorumlar dışında alternatif bir çözümleme sunduğu düşünülmektedir.
Öğe
Ultra geniş bantlı eş yönlü antenlerin tasarımı ve karakterizasyonu
(Balıkesir Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Abdalqadır, Lona Dana Abdalqadır; Sis, Seyit Ahmet
Kablosuz haberleşme sistemlerinde artan veri hızı ve geniş frekans kapsamı gereksinimi, birden fazla bantta çalışabilen anten yapılarına duyulan ihtiyacı artırmıştır. Bu tezde, geniş bantlı çalışma ve eş yönlü ışıma hedeflenerek bikonik, diskon ve düzlemsel monopol antenler tasarlanmış; simülasyon, üretim ve ölçüm süreçleri incelenmiştir. İlk olarak, 750 ile 1150 MHz frekans aralığında çalışan bir referans bikonik anten tasarlanmış ve antenin iki özdeş örneği dikey olarak yerleştirilerek çift anten yapısı oluşturulmuştur. Farklı antenler arası mesafelerde, üst antenin koaksiyel besleme kablosunun alt antenin içinden geçirildiği içten besleme düzeni ile kabloların dışarıdan yönlendirildiği dıştan besleme düzeni değerlendirilmiştir. Her iki düzen için empedans uyumu, antenler arası izolasyon ve ışıma özellikleri analiz edilerek en uygun koşullar belirlenmiştir. Ardından, 1 GHz merkez frekansı esas alınarak klasik bir diskon anten tasarlanmış ve geometrik düzenlemelerle iki yeni versiyon geliştirilmiştir. Üç tasarımın karşılaştırılması sonucunda seçilen nihai yapıda, 0,87 ile 2,64 GHz ve 3,42 ile 10 GHz frekans aralıklarında VSWR değerinin 2,5’in altında kaldığı görülmüştür. Nihai tasarım üretilmiş ve ölçüm sonuçları simülasyon sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Son olarak, eş düzlemsel dalga kılavuzu beslemeli düzlemsel bir ultra geniş bant monopol anten geliştirilmiş ve 2,15 ile 11,1 GHz frekans aralığında yansıma katsayısının -10 dB’nin altında kaldığı belirlenmiştir. Daha sonra aynı radyatör geometrisinin mikroşerit hat beslemeli versiyonu tasarlanmıştır. Her iki anten üretilmiş, ölçüm sonuçları simülasyonlarla karşılaştırılmış ve besleme yapılarının anten performansına etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca her iki antenin grup gecikmesi simülasyon ortamında incelenmiştir. Bulgular, tasarım değişkenlerinin performansta belirleyici olduğunu ve geliştirilen antenlerin geniş bantlı uygulamalarda kullanılabileceğini göstermiştir.
Öğe
Koyunlarda östrus ve ovülasyon zamanında servikal mukus ve serviks girişindeki morfolojik değişimlerin araştırılması
(Balıkesir Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Uysal, İlyas; Kulaksız, Recai
Bu çalışmanın amacı 7 ve 12 gün süreyle intravaginal progestagen uygulanan koyunlarda, östrus ve ovulasyon zamanındaki servikal mukus özellikleri ile serviks girişinde meydana gelen morfolojik değişimleri belirlemektir. Toplam 18 koyun rastgele iki gruba ayrılmış; birinci gruba 7, ikinci gruba 12 gün süreyle 20 mg flugeston asetat (FGA) içeren intravaginal sünger yerleştirilmiş ve süngerlerin uzaklaştırılmasını takiben tüm koyunlara 400 IU eCG intramüsküler olarak uygulanmıştır. Süngerlerin uzaklaştırılmasından 24 saat sonra arama koçu sürüye katılmış ve koçu kabul eden koyunlarda kızgınlık başlangıcı 0. saat olarak kabul edilmiştir. Kızgınlık başlangıcını takiben servikal mukus, serviks girişindeki morfolojik değişimler ve ultrasonografik değerlendirmeler 0., 12., 18., 22., 26. ve 30. saatlerde yapılmıştır. Serviks girişi spekulum yardımıyla değerlendirilerek hiperemi, ödem ve gevşeme skorlanmış; servikal mukusun görünümü ve miktarı kaydedilmiştir. Aynı zamanlarda gerçekleştirilen ultrasonografik muayeneler ile dominant folikül gelişimi takip edilmiş ve dominant folikülün kaybolduğu zaman ovülasyon zamanı olarak kabul edilmiş ve ovulasyonlar dokuz gün sonra corpus luteumun varlığı ile de kanıtlanmıştır. Spearman korelasyon analizi sonucunda, mukus görünümü ile östrus ve ovülasyon zamanı arasında güçlü düzeyde, pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0,801; P<0,001). Buna karşılık, mukus miktarı ile ödem (r=-0,257; P=0,061) ve hiperemi (r=-0,062; P=0,655) skorları ile östrus ve ovülasyon zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Folikül çapı ile östrus ve ovülasyon zamanı arasında ise orta düzeyde, pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0,485; P=0,010). Sonuç olarak, servikal mukus görünümünün östrus ve ovülasyon zamanıyla anlamlı bir ilişki göstermesi, bu parametrenin östrus ve ovülasyon zamanının değerlendirilmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Benzer şekilde, dominant folikül çapının da östrus ve ovülasyon zamanının tahminine katkı sağlayabileceği belirlenmiştir. Buna karşılık, mukus miktarı, hiperemi ve ödem skorlarının tek başına östrus ve ovülasyon zamanının belirlenmesinde yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.
Öğe
Lipopolisakkarit ile indüklenen deneysel akut karaciğer hasarında MFG-E8/laktadherin uygulamasının ferroptotik biyobelirteçler üzerine etkisinin araştırılması
(Balıkesir Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Yıldırım, Caner; Yılmaz, Merve
Sepsis, enfeksiyona karşı düzensiz konak yanıtı sonucunda gelişen, yaşamı tehdit eden bir organ disfonksiyonu olup karaciğer sepsisten sık etkilenen ve prognozu belirleyen organlardan biridir. Demire bağımlı, lipit peroksidasyonuyla karakterize kontrollü bir hücre ölüm biçimi olan ferroptozun sepsise bağlı organ hasarında rol oynadığı düşünülmektedir. Apoptotik hücrelerin temizlenmesinde görev alan ve antiinflamatuar özellikleri bulunan süt yağı globülü epidermal büyüme faktörü-8 (MFGE8) ise bu süreçte olası koruyucu bir molekül olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, lipopolisakkarit (LPS) ile oluşturulan deneysel sepsis modelinde MFG-E8 uygulamasının karaciğer hasarı, inflamasyon ve ferroptoz ile ilişkili biyobelirteçler üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada otuz altı yetişkin erkek Wistar albino sıçan; kontrol (n=8), LPS (n=10), LPS+MFG-E8 (n=10) ve MFG-E8 (n=8) olmak üzere dört gruba ayrıldı. Sepsis, tek doz 2 mg/kg LPS (E. coli, O111:B4)’nin intraperitoneal enjeksiyonuyla oluşturuldu. MFG-E8 LPS’den bir saat sonra intraperitoneal 20 µg/kg olarak uygulandı. Altıncı saatte alınan serum ve karaciğer örneklerinde histopatolojik hasar (mononükleer hücre infiltrasyonu, konjesyon, vakuolleşme) hematoksilen-eozin boyaması ile, hepatik demir depoları Prusya mavisi boyaması ile, serum AST ve ALT düzeyleri otoanalizör ile, doku TNF-α ve IL-1β düzeyleri ELISA yöntemi ile, ferroptozla ilişkili olarak doku Fe²⁺, MDA, total GSH ve GSSH düzeyleri kolorimetrik yöntem ile ve GPX4 ve ACSL4 proteinleri düzeyleri Western Blot ile değerlendirildi. LPS grubunda kontrole kıyasla mononükleer hücre infiltrasyonu ve konjesyon, serum AST ve ALT düzeyleri, doku TNF-α ve IL-1β düzeyleri ile hepatik demir birikimi ve demir düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. LPS sonrası MFG-E8 uygulaması, sadece hepatik demir birikimini LPS grubuna göre anlamlı şekilde azalttı. Buna karşın karaciğer fonksiyon testlerinde, inflamatuar sitokinlerde ve diğer ferroptoz belirteçleri üzerinde olumlu bir eğilim görülmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi. Bu bulgular, LPS ile indüklenen sepsis modelinde altıncı saatte belirgin akut karaciğer hasarı, inflamatuar yanıt ve hepatik demir birikiminin geliştiğini; MFG E8’in koruyucu etkisinin ise erken dönemde öncelikle demir metabolizması üzerinden ortaya çıktığını göstermektedir. Diğer ferroptotik ve inflamatuar parametrelerdeki değişimin anlamlılığa ulaşmaması erken zaman noktasıyla ilişkili olabileceğinden, MFG-E8'in olası anti-ferroptotik rolünün ve terapötik etkinliğinin zaman ve doz bağımlı olarak değerlendirileceği ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Öğe
Kedilerde kornea hastalıklarının klinik değerlendirilmesi
(Balıkesir Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Ataç, Sevgi; Ceylan, Cengiz
Kornea hastalıkları, kedilerde görme kaybına kadar ilerleyebilen ve veteriner oftalmoloji pratiğinde sık karşılaşılan oküler bozukluklar arasında yer almaktadır. Göz hastalığı şikayetiyle kliniğe getirilen çoğu hastanın korneasında önemli patolojiler gözlenmektedir. Detaylı anamnez ve klinik muayene ile uygulanan tanısal testler altta yatan nedenin belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Çalışma materyalini, 1 Kasım 2024 – 1 Kasım 2025 tarihleri arasında Balıkesir Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği ile özel bir veteriner kliniğine getirilen, tanısal amaçla Schirmer gözyaşı testi ve florescein boyama testi uygulanan korneada patoloji görülen toplam 24 kedi oluşturdu. Bu çalışmada 24 kedide görülen kornea hastalıklarının nedenleri, semptomları, tanı ve tedavi yöntemleri değerlendirilmiştir. İncelenen bu 24 vakada 10 korneal ülser, 8 keratit, 2 eozinofilik keratit ve 4 korneal sekestrum tespit edildi. Hastaların büyük çoğunluğunda ayrıntılı anamnez ile Schirmer gözyaşı testi ve florescein boyama testi gibi temel tanı yöntemleri tanıya ulaşmak için yeterli olurken, nüks eden vakalarda altta yatan nedenlerin belirlenmesi amacıyla ileri tanı yöntemlerine başvuruldu. İmmunsupresyona neden olan viral etkenlerin tedavisi gerçekleştiğinde kornea lezyonlarında belirgin iyileşme gözlemdi. Çoğu kornea hastalığı medikal tedaviyle iyileşme sağlarken özellikle bazı kronik kornea sekestrumlarında cerrahi operasyon ihtiyacı görüldü. Sonuç olarak, kedilerde kornea hastalıklarının erken tanısında ayrıntılı oftalmolojik muayenenin ve uygun tanısal testlerin önemli olduğu, zamanında uygulanan medikal veya cerrahi tedavilerin başarılı sonuçlar sağlayabildiği sonucuna ulaşılmıştır.