Yerel demokrasi–güvenlik sarmalında yerel yönetimler: Türkiye’de belediyelere kayyum atanması pratiği
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Demokratik bir toplumda “özgürlük”, “güvenlik” ve “demokrasi” dengesinin sağlanması büyük zorluklar içermektedir. Söz konusu dengenin sağlanmasında özgürlüklerin ve demokrasinin korunması asıl ve öncelikli olmakla birlikte, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra artan terör tehditlerine karşı alınan güvenlik tedbirlerinin, gelişmiş Batı demokrasileri de dahil, birçok ülkede demokratik özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açtığı görülmektedir. Çalışmada Türkiye’de teröre destek vermeleri nedeniyle bazı belediyelere kayyum atanması uygulaması “özgürlükler, demokrasi ve güvenlik ilişkisi” bağlamında değerlendirilerek “Kamu düzeni ve güvenlik kaygısı yerel demokrasiyi askıya aldırır mı? Sorusuna cevap aranmış, uygulamanın yerel demokrasiyi önemli ölçüde askıya aldığı ancak olağanüstü şartlarda zaruretten kaynaklanması, ulusal ve uluslararası normlara uygun ve şartların gerektirdiği sınırlarda olmasının en azından olağanüstü koşullar sürdüğü müddetçe meşru ve kabul edilebilir bir yönetim pratiği sayılabileceği değerlendirilmektedir.
Achieving a balance between “freedom”, “security” and “democracy” in a democratic society has great difficulties. As well as the priority of protecting freedoms and democracy in the achievement of this balance; security measures taken against increased terrorist threats, especially after the September 11 attacks, seem to have led to restrictions on democratic freedoms in many countries, including developed Western democracies. By analysing the practice of assigning trustees to some municipalities due to their support of terrorism in Turkey in the context of “freedom, democracy and security relationship”, the study tires to answer the question of “Do the public order and security concerns suspend the local democracy?” It is evaluated in the study that, the practice has suspended the local democracy significantly, but it is due to necessity in extraordinary circumstances; therefore the practise, in accordance with national / international norms and required conditions, is legitimate and acceptable for at least the extraordinary conditions are maintained.












